Muhterem Kardeşlerim..
Elhamdülillah ülkemizin geneli, Şanlıurfa’mızın tamamı Müslüman’dır. Müslümanlar da kardeştir. Müslüman Türk-Kürt-Arap kardeştir. Kısaca; Müslüman olarak bile birbirimizi sevmeliyiz. Zaten bin yıldır Türk-Kürt-Arap iç içe yaşamış, birbirinden kız alıp-vermiş, evlenmişiz. Birçoğumuzun soyunda hem Kürtlük hem Araplık vardır. Çocukları ayrı düşünürseniz, onlar da ne Arapça nede Kürtçe bilmedikleri ve sadece Türkçe konuştukları hatta çevrelerinde de başka dili konuşan olmadığından Türk’türler diyebiliriz. Velhasıl kelam Türk-Kürt-Arap birbirine kaynaşmış, akraba, kardeş, bacı olmuşuz. Bizi birbirimizden ayırmak, yada tarafların ayrı düşünülmesi bile çok yanlıştır. Biz böyle gördük, böyle büyüdük. Dolayısıyla birbirimizi böyle sevdik. Zaten insan sevdiklerini Allah rızası için sevmelidir. Hele Müslüman olduğumuza göre din kardeşi olarak birbirimizi sevmek zorundayız.
Önemli olan, ‘sevdiklerini sırf Allah rızası için sevmek, düşmanlık ettiklerine de sırf Allah rızası için düşmanlık etmek’tir. Dinimizde buna Hubb-i fillah buğd-i fillah denir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“İbadetlerin en kıymetlisi, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlıktır.” [Ebu Davud]
“İnsan, dünyada kimi seviyorsa, ahirette onun yanında olacaktır.” [Buhari]
“Cebrail aleyhisselam gibi ibadet etseniz, müminleri, Allah için sevmedikçe ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiçbir ibadetiniz, hayrat ve hasenatınız kabul olmaz.” [Ey Oğul İlm.]
Allahü Teâlâ, Hazret-i Musa’ya sordu:
- Ya Musa, benim için ne işledin?
- Ya Rabbi, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, zikrettim.
- Ya Musa, kıldığın namazlar, seni Cennete kavuşturacak yoldur, kulluk vazifendir. Oruçların, seni Cehennemden korur. Verdiğin zekâtlar, kıyamette, sana gölgelik olur. Zikirlerin de, o günün karanlığında, sana ışıktır. Bunların faydası sanadır. Benim için ne yaptın?
- Ya Rabbi, senin için ne yapmak gerekirdi?
- Sırf benim için dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık ettin mi?
Musa aleyhisselam, Allahü Teâlâ’yı sevmenin, Onun için olan en kıymetli amelin, Hubb-i fillah ve Buğd-i fillah olduğunu anladı. (Mektubat-ı Masumiyye)
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Muhammed aleyhisselama uymak için, Onu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de, onun düşmanlarını düşman bilip sevmemektir. Sevgiye müdahene [gevşeklik] sığmaz. İki zıt şeyin sevgisi bir kalbde, bir arada yerleşemez. Cem-i zıddeyn muhaldir. Yani iki zıddan birini sevmek, diğerine düşmanlığı gerektirir. (1/165)
Doğru imanın alameti, kâfirleri düşman bilip, onlara mahsus olan ve kâfirlik alameti olan şeyleri yapmamaktır. Çünkü İslam ile küfür, birbirinin aksidir. Bunlardan birisine kıymet vermek, diğerine hakaret ve kötülemek olur. Allahü Teâlâ, habibi olan Muhammed aleyhisselama, İslam düşmanları ile savaşmayı ve onlara sertlik göstermeyi emrediyor. Allahü Teâlâ, kâfirlerin, kendi düşmanı ve Peygamberinin düşmanı olduklarını bildiriyor. Allah’ın düşmanlarını sevmek ve onlarla kaynaşmak, insanı Allah’a düşman olmaya sürükler. Bir kimse, kendini Müslüman zanneder, Kelime-i tevhidi söyleyip, inanıyorum der. Namaz kılar ve ibadet yapar. Halbuki bilmez ki, böyle, [Allah’ın dostlarını sevmemek veya Allah’ın düşmanlarını “şu iyilikleri de var” diye sevmek] gibi çirkin hareketleri, onun imanını temelinden götürür. (1/163)
Muhammed Masum hazretleri buyurdu ki:
Sevgi, sevgilinin dostlarını sevmeyi, düşmanlarına düşmanlık etmeyi gerektirir. Bu sevgi ve düşmanlık, âşıkların elinde ve iradesinde değildir. Seviyorum diyen bir kimse, sevgilisinin düşmanlarından uzaklaşmadıkça sözünün eri sayılmaz. Buna yalancı denir. Sevgi, sevgilinin her şeyini sevmeyi gerektirir. Büyükler, “Sevdiğin zatı inciten kimseye gücenmez isen, köpek senden daha iyidir” demişlerdir. Allahü Teâlâ’nın düşmanlarını sevmek, insanı Allah’tan uzaklaştırır. Onun düşmanlarından uzaklaşmadıkça, sevgiliye dost olunmaz. Kâfirleri sevmemek, Kur’an-ı kerimde açıkça emredilmiştir. Kur’an-ı kerime uymamız farzdır. (1/29)
Kâfirleri sevmeyi haram eden âyet-i kerimelerden birkaçının meali şöyle:
“Ey iman edenler, Yahudileri de, Hıristiyanları da dost edinmeyin. Onlar, [İslam’a olan düşmanlıklarında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allahü Teâlâ, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez.” [Maide 51]
“Ey iman edenler, benim ve sizin düşmanınız olanları dost edinmeyin, onları sevmeyin.” [Mümtehine 1]
Allahü Teâlâ, Eshab-ı kiramı, “Kâfirlere gadab ederler, birbirlerine merhametlidirler” diye övmektedir. (Feth 29)
Halife Ömer’e, “Hire’li bir Hıristiyan var. Çok zeki, yazısı da çok güzel, bunu kendine kâtip yap” dediler. Kabul etmedi. Aşağıdaki âyet-i kerimeyi okuyup, “Mümin olmayan birini dost edinemem” dedi.
Ebu Musel Eşari hazretleri anlatır: Halife Ömer’e dedim ki:
- Hıristiyan katibim çok işe yarıyor.
- Niçin, bir Müslüman katip kullanmıyorsun? “Ey müminler! Yahudi ve Hıristiyanları sevmeyin” âyetini işitmedin mi?
- Dini onun, kâtipliği benim.
- Allahü Teâlâ’nın hakir ettiğine ikram etme! Onun zelil ettiğini aziz eyleme! Allah’ın uzaklaştırdığına yaklaşma!
- Basra’yı onunla idare edebiliyorum.
- Hıristiyan ölürse ne yapacaksan, şimdi onu yap! Hemen onu değiştir!
Kâfirleri sevmemek gerekir ise de, dinimizin emri gereği, onlara eziyet etmek, kalblerini incitmek haramdır. Sevmemek ayrı, onları üzmek ayrı şeydir. Onlarla ticaret yapılır, aldatılmaz, kötülük yapılmaz. Herkese olduğu gibi onlara da iyi davranmak lazımdır. Hatta hidayete kavuşmaları, Müslüman olmaları için dua da edilir.
Dinimizde ırk üstünlüğü yoktur. Bir hadis-i şerifte, “İnsanlar [insan olarak] bir tarağın dişleri gibi eşittir” buyurulmuştur. (İbni Lâl)
Bunun için kâfir de olsa, bir kimseden kendini üstün görmek caiz değildir. Çünkü kâfir, Müslüman olup ebedi saadete kavuşabilir, Müslüman da, Allah korusun küfre düşüp Cehennemlik olabilir.
 
Allahu Teâlâ cümlemizi kendisine layık kul, Habibine layık ümmet eylesin. (Amin)
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner57

banner54