İnsanlarla geçinememek; başkalarında kusur aramaktan, onları yerli yersiz tenkit etmekten, kibirden ve edepsizlikten ileri gelir. İnsanları beğenmeyip saygısızlık yapan, onların kalbini kıran kimse, arkadaşsız kalmaya mahkûmdur. Kendimiz iyi olursak mesele kalmaz. Güler yüzlü ve hep edepli olmalı, önce selam vermeye çalışmalı, hiç kimseden bir menfaat beklememeli. Dostluk, menfaat üzerine kurulmaz, fedakârlık üzerine kurulur. Biz hizmet edersek, biz verirsek, dostluk zor olmaz. Akıllı insan, herkesle iyi geçinen, dostluk kurabilen kimsedir. Bir hadis-i şerifte, “Aklın başı, insanlarla sevgi tesis etmektir” buyuruldu. (İbni Asakir)
Sevgiyi çoğaltan işlerden bazıları şu hadis-i şeriflerde bildirilmiştir:
“Aranızda selamı yayarsanız, birbirinizi seversiniz!” [Müslim]
“Birbirine kin gütmeyen iki Müslüman birbiriyle müsafeha ederse, elleri henüz ayrılmadan Cenab-ı Hak, her ikisinin de günahlarını mağfiret eder. Yine içinde kin olmadan Müslüman kardeşine sevgiyle bakanlar, günahları bağışlanmadan evlerine dönmezler.” [İbni Neccar]
“Müsafehalaşın ki, kalblerinizden kin duyguları yok olsun!” [İbni Adiy]
“Hediyeleşin ki, muhabbetiniz [sevginiz] artsın!” [Taberanî]
“Hediye dostluğu artırır, kırgınlığı giderir.” [Ebu Nuaym]
“Ziyareti aralıklı yap ki, muhabbeti artırasın!” [Bezzar]
“Allahü Teâlâ, size edep dersi vermemi bana emretti.” [Hâkim]
“İlim ve edepten mahrum olanı Allahü Teâlâ rezil eder.” [İbni Neccar]
Edepsiz kimse dünya ve âhirette rezil olur. Edepli kimseyi herkes sever.
Büyüklerimiz; “İyi bir insan olmak, dininizi öğrenmek istiyorsanız, bir mürşide bağlanınız” derler.
Mürşid-i kâmilin eteğine yapışan elbette kurtulur. 
Muhammed Masum hazretleri birinci cilt 33. mektubunda, “Biliniz ki, saadete kavuşmak için, velî bir zata manevî bağla bağlanmak lazımdır” buyuruyor. (İslam Ahlakı)
Allahü Teâlâ’nın rızasına kavuşmak için, Ona kavuşturan vasıtayı bulup, yalnız Ona bağlanmak lazımdır. Allahü Teâlâ’nın, “Vesile arayın!” emrine uyarak vesileyi bulmak nimeti, dünya ve âhiret nimetlerinin en kıymetlisidir. O hâlde, onu sevmek, hem bu ihsanın vesilesi olduğu için, hem de, Allahü Teâlâ’nın sevgili kulu olduğu için, çok lazımdır ve insanın birinci vazifesidir. Hakiki vesileye kavuşmak, en büyük saadettir. Onu aramak birinci vazifedir. Hakiki mürşid, Kıyamete kadar mevcuttur. Halis olan talipler onu tanır. Düşmanlar, ahmaklar, tanıyamazlar. (Hak Sözün Vesikaları)
Bir mürşide bağlanan, her evliya zattan yardım görür. Hepsine bağlanmaya çalışan, hepsinden mahrum kalır. (K. Yazılar)
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Allahü Teâlâ’dan gelen feyzlerin alınması için vericiyle alıcı arasında bir bağlantı, bir yakınlık olması gerekir. Bunun için, bu yolu bilen bir kılavuza ihtiyaç şarttır. (1/169)
Tasavvuf yolunu bilen ve yolculara önderlik edebilen bir (Rehber = Mürşid) aramayı dinimiz emrediyor. “Vesile arayın!” âyetindeki vesile, insan-ı kâmil demektir. (Kıyamet ve Âhiret)
Felaketten kurtulmanın çaresi, kurtulanlarla beraber olmaktır. Kıtmir, bir köpek olduğu hâlde, Eshab-ı Kehf ile beraber olduğu için Cennete girdi. O hâlde kim olduğumuz değil, kimlerle bulunduğumuz önemlidir. Bir hadis-i şerifte, “Salihlerle beraber olan, kötülerden olmaz” buyuruluyor. Bunun için Hazret-i Mevlana, “Aklımı bıraktım, hocama tâbi olup kurtuldum” buyurdu. Aklı bırakmak demek, haddini bilmek, aklın her şeyi bilemeyeceğini ve bilenlere tâbi olmak gerektiğini anlamak demektir. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
Dinî hükümleri kendi aklıyla anlamak ve aklı ona rehber etmek isteyen, Peygamberliğe inanmamış olur. (1/214)
Bütün arzuları, istekleri, kâmil bir zatın eline bırakmalı, ölü yıkayıcının elinde, teneşirdeki ölü gibi olmalı. Ancak böyle olan, maksada kavuşur yani kurtuluşa erer. (1/61)
“Âlimlere tâbi olun, onlar rehberdir!” hadis-i şerifine uyup, âlime tâbi olunca, kendi görüşümüzü, kendi aklımızı bırakmak gerekir. Kendi görüşünde ısrar eden, âlime tâbi olmamış olur.
Yine İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki; Üstad [mürşid] aramaktan maksat, İslamiyet’i öğrenmektir. Onlardan görerek, itikadda ve İslamiyet’e uymakta kolaylık elde etmektir. Yoksa helal haram demeden istediğini yapıp, istediğini yiyip de, mürşidin eteğine yapışarak azaptan kurtulmayı sanmak, tam bir hayâle kapılmaktır. (3/41)
Burada “Mürşidin eteğine yapışan kurtulamaz” denmiyor. “İbadet etmeden ve haramlardan sakınmadan ‘Ben mürşide bağlıyım’ demekle kurtuluş beklenmez” deniyor. Çünkü paragrafın başında, “Kurtuluş için mürşid aranır, mürşide uyunca da dinî öğrenmek kolaylaşır” deniyor. Yani “Mürşidin eteğine yapışınca, mürşid onu İslamiyet’in istediği kalıba sokar” deniyor. Mürşidin eteğine yapışmadan kurtuluş ummak yanlış olur. Mürşid-i kâmil bulunmadığı zaman, böyle bir zatın kitaplarını mürşid edinip, onun kitaplarını okuyanlarla beraber olmalıdır.
Allahu Teâlâ cümlemizi salih kullarından eylesin. (Amin)
 
Üstad [mürşid] aramaktan maksat, İslamiyet’i öğrenmektir. Onlardan görerek, itikadda ve İslamiyet’e uymakta kolaylık elde etmektir. Yoksa helal haram demeden istediğini yapıp, istediğini yiyip de, mürşidin eteğine yapışarak azaptan kurtulmayı sanmak, tam bir hayâle kapılmaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner57

banner54