“Her yer Kerbela, her gün aşura…” Ali Şeriatı’nın slogan olmuş sözüdür.Bu söz günümüzde İslam coğrafyası için mücessem olmuş bir sözdür.Bu söz bize tarihin acı sayfalarını, yaşanmış elim olayları hatırlatır.Ben Müslümanlar için bitmeyen ve her zaman hatırlandıkça kanayan o elim olaylardan bahsetmeyeceğim. Bahsedeceğim Kerbela edebiyatı yapıp zamanın yezitlerini koruyan ve sözüm ona Hz Hüseyin ve Ehli Beytin başına gelen elim olayları dilerinden düşürmeyen ve şimdi ise masum Müslüman insanları katledenlere ses çıkarmayan ve destek veren insanlardan bahsedeceğim.
Daha dün Hama katliamının 30. Yıldönümünde zamanın yezidi Suriye’nin bütün şehirlerinde yeni kerbelalara imza attı. Dün akşam yalnız Humus şehrinde çoğu çocuk ve kadınlardan oluşan 350 tane Müslüman sivil halkı katletti. Kerbelayı en çok sahiplenenler bu katliama sesiz ve tepkisiz.
Artık Suriye’nin her günü aşure her tarafı Kerbela olmuş durumda. Her gün yüze yakın insan rejim tarafından öldürülmektedir. Suriye’de Baas rejiminin devrilememesinin sebebi dünyadaki güç odaklarının çıkar çatışmalarıdır. İranın Şii hilalini kaybetme korkusu ile Esat’a verdiği destek,Rusya ve Çinin Orta doğudaki menfaatlerini kaybetmemek için Esat’a koşulsuz verdikleri destek ve Batılı devletlerin İsrail için Esat’tan sonra daha güvenli bir yönetim için muhalifleri tavize zorlamaya çalışmalarıdır.
Arap Baharının başlangıcında İran dini lideri Ali Hamaney Arap devletlerinde başlayan hareketlerin İran devriminin devamı olduğunu iddia etmiş ve sahiplenmişti. Fakat olayların diğer bazı İran müttefiki ülkelere yayılması ile söylem değişmeye başladı.
Kendilerini dünyadaki zulüm gören Müslümanların hamisi gören İran iş müttefiki ve yandaşı ülkelere gelince çark etti ve hemen olayların arkasında İsrail ve ABD’yi görmeye ve göstermeye başladı. Özellikle Suriye deki yaşananları ve masum Müslümanların ölümünü görmezlikten gelmeye başladı Suriye rejiminin söylemi ile paralel olarak Suriye de başlayan gösterilerin batılı devletlerin ve İsraillin Suriye üzerindeki komploları olarak yorumlamaya başladı.Kısacası ne İslami duyarlılık nede insani duyarlılık kalmadı.
Suriye deki rejimin katliamlarını meşru görmeye başladı. Hatta o kadar ileri gitti ki Türkiye’nin Suriye konusundaki politikasını etkilemek için Iraktaki Malikiyi kullanmaya başladı. Maliki ABD’nin Iraktan çekilmesinden sonra kendisini yeni Saddam olarak görmeye başladı. En güçlü Sünni siyasetçileri olan Devlet Başkanı Yardımcısı Tarık el Haşimiyi tutuklatmaya ve Başbakan yardımcısı Salih el Mutlakı yardımcılıktan almaya çalıştı. Birde ağabeylerinin emriyle Türkiye’ye tehditler savurmaya başladı. Fakat sağduyulu Iraklı grupların araya girmesi ile Irakta şimdilik ortam durulmuş durumda.
İran’ın birde ABD ile cebeleşmesi olayı var ki yılardır süre gelen bir tiyatrodur. ABD İran tehlikesini kullanarak Ortadoğu petrollerini sömürdü ve körfez ülkelerine daha fazla silah satmaya devam etti.İran ise göstermiş olduğu ABD ve İsrail karşıtı tavrıyla her zaman kendini orta doğunun en güçlü devleti olarak gösterdi.Filistin davasını sahiplenmeye ve bu davayı savunan örgütlere destek vererek Filistin davasının hamiliğine soyundu.Tabi bu siyasetiyle İslam dünyasında büyük destekte gördü.
İş Suriye ye gelince İranın savunduğu bütün değerler unutuldu.Ne Müslümanların savunuculu nede haksızlığa karşı koyma fikriyatı.Artık İran Suriye de temeli Hıristiyan bir Arap faşistin kurduğu ve Arap faşizmini savunan Baas rejimini savunmaya başladı.Ayrıca Suriye rejimini destekleyen kanallar tarafından Arap ırkçılığını kışkırtan ve Suriye’nin ‘’URUBA’’ dedikleri Arap milliyetçiliğinin son kalesi olduğunu savunan rejim yanlısı yazar ve çizerler tarafından dillendirilmektedir.İran böyle bir ırkçı faşist rejimi sözle savunmakla kalmadı.Askeri destekte vermeye başladı.Geçen gün Humus şehrinde 7 tane İran devrim muhafızının yakalanması İran’ın artık Esat rejimine askeri destekte verdiğini gösterdi.
Maalesef bir başka acı veren bir durum ise yıllardır Hama katliamını diline dolayan ve hep Müslümanların bu katliamı unutmaması için her zaman çaba sarf eden İslami duyarlılığa sahip bir parti liderinin yani Saadet Partisi liderinin Esatın ayağına kadar giderek sanki ona destek vermiş gibi görüntü vermesidir. Tabii ki bu ziyaret Esat rejimi tarafından bir destek ziyareti olarak kabul edilmiş ve basına da öyle lanse edilmişti. Bu ziyaret hangi iyi niyetli amaçla yapılmış olursa olsun Suriye rejimi tarafından basın yayın organları tarafından destek ziyareti olarak dünyaya reklam edildi. Bu durum Suriye de katledilen masum insanların aileleri tarafından çok üzüntü verici olarak muhalif sitelerde değerlendirildi.
Suriye de artık bir savaş vardır. Muhaliflerin Esat sonrasını batının ipoteği altına almak istememeleri bu savaşın uzamasına neden olmaktadır. Bu savaşın sonucu aslında görülebilmektedir. Yakınlarda yaşanan Libya ve Kaddafi örneği en güzel örnektir. Zulümle ülkeyi yöneten her zalimin sonu er veya geç Kaddafinin sonu gibi olacaktır.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali 6 yıl önce

maşallah. çok isabetli ve ayakları yere basan bir makale. tarih boyunca şii ve i̇ran bu ümmete ihanet etmiştir

Avatar
ayhan akın 6 yıl önce

tebrikler kardeş.


urfadan suriye katliamlarına en yakın zamanda destek mitingleri görmek dileğiyle.
allaha emanet

banner57