Son zamanlarda Suriye’de yaşanan olayları kısa ve öz olarak yazımızın başlığı  en güzel şekilde açıklar.Suriye’de Mart 2011 de başlayan ‘’Arap Baharı’’ zamanla Haçlı kalıntıları ve Şark münafıkları arasında bir satranç oyununa dönüştü.
 
Yaklaşık 40 yıldır Baas rejimi ve Esad tarafından yönetilen Suriye bu geçen süre boyunca korku Duvarına  dayalı yönetilen büyük bir açık hava hapishanesi gibiydi.
 
Bu korku duvarı ilk başta Dera şehrinde başlayan ve birkaç çocuk diyebileceğimiz  gencin gösteri yapması ile yıkılmaya başlar.Başta demokratik hak isteyen sloganların atıldığı gösteriler.Daha sonra rejimin şiddete başvurması ile birlikte silahlı direniş aşamasına geçer.
 
Hem Arap ülkeleri hem de batılılar başat devrime destek verir gibi gözükmeye çalıştılar.Belki bu devrim bastırılır diye  Esad’a  çok zaman verdiler.
 
İlk önce Arap Birliği altı ay’a yakın Esada süre verdi.Bu sürede Esad gösterileri bastıramadı.Bunu Kofi Annan izledi.Buda fos çıktı.En son olarak Cezayir eski Dışişleri Bakanı Ahdar El İbrahimi görüşmeci olarak görevlendirdiler.Bu zaman sürecinde  70 bin ölü,yüz binlerce yaralı ve 3 milyon insan kendi ülkesinde göçmen durumuna düştü.
 
İşin ilginç tarafı ve acı tarafı Suriye halkına başta destek olacaklarını açıklayan bazı Arap ülkeleri ve Batılı ülkeler Mısır ve Tunus’ta İhvan’ın İktidara gelmesinden sonra desteklerini çekmeleridir.Hatta gizliden gizliye Esad’ın iktidarda kalması için uğraş vermeye başlamalarıdır.
 
Peki bu ülkeler hangileridir? Bu ülkeler başta Birleşik Arap Emirlikleri, Irak,Ürdün ve Suudi Arabistan’dır.Özellikle Ürdün yönetimi mültecilere karşı  insanlık dışı yaklaşım sergilemektedir.O kadar ki geçen gün bir kanalda Ürdün’deki  ‘’Zahteri Kampında ‘’ konuşan bir mülteci ‘’ keşke ülkemde kalıp ölseydim de buradaki insanlık dışı hareketlerle karşılaşmasaydım ‘’diyordu.
 
Peki neden Ürdün yönetimi bu kadar katı ?
 
Aslında cevabı basit.Çünkü bir gün bu baharın kendisini de etkileyeceğini bildiği için Suriyelilere karşı yaklaşımı ile Suriyeli mültecilerin sıkıntılarını vatandaşlarına göstererek korkutmaya ve bu işe girişmemeleri konusunda gözdağı vermeye çalışıyor.
 
Körfez ülkelerine gelince Katar hariç bunları İhvan-ı Müslim’in korkusu sarmıştır.Çünkü bu ülkelerin sermayesinin büyük kısmını perde arkasında Yahudi sermayesi ve ortaklıkları oluşturmaktadır.Sermaye Ağaları bunları istedikleri gibi yönlendiriyor.Destek verirlerse bir gün  kendi koltuklarının da sallanacağını tahmin edebiliyorlar.
 
Arap baharının devirdiği yöneticiler hep bu ülkelere sığınmaktadır. Mesela Tunus diktatörü Bin Ali Suudi Arabistan’a sıkındı ve halen emniyet içinde orada yaşıyor.
 
Mısırın eski başbakanı Ahmet Şefik,Muhalifler tarafından eşi öldürülen Beşar Esad’ın Kız kardesi  ve Esadın  annesi Dubai’ye sığındılar ve orada yaşıyorlar.
 
İran’ın desteği ise söze  gerek bırakmıyor. İran artık Suriyelilerin Esad ile birlikte andıkları baş düşmanı olmuş durumda.Ülkemize kaçan insanlara sorsanız size İran ile ilgili düşmanlıklarını aktarırlar.
 
Peki İran neden bu kadar gözü kara destek veriyor ?
 
İran Suriye’den sonra sıranın kendisine geleceğini bildiği için savunma hattını Kendi topraklarından önce Suriye topraklarında oluşturmaya çalışıyor.Kendi ülkesindeki insanlar ekonomik sıkıntılarla boğuşurken şimdiye kadar bazı basın yayın organlarına göre 10 milyar dolar Esad rejimine para aktardı.Aslında İran ne kadar sansür uygulamaya ve halkını yanıltmaya çalışırsa çalışsın.Artık Arap baharı yavaş yavaş Fars Baharına doğru gidiyor.İran’da Mart ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra İran’ı hareketli günler bekliyor.Çünkü halk ekonomik sıkıntılar içinde ve bu sıkıntıların sebebini Ahmedi Necadın yanlış politikalarında görüyor.
 
Maalesef Türkiye’de özellikle İslami kesimden İran sevgisi ve ABD düşmanlığı ile basiretleri kör olmuş insanlar var.Ve bunlar Esad’a destek oluyor.Yıllarca Hama ve Humus katliamlarını Müslüman halkı etkilemek için dillerine dolamışlardı.Şimdi ise Hama ve Humus  katliamını yapanı yani  Baas yönetimini destekliyorlar.Hama ve Humuslu şehitlerin yetimlerinin önderlik ettiği Suriye direnişine karşı çıkıyor ve zalimleri destekliyorlar.
 
Bunlar nasıl İran İslam dünyasında güvenilirliğini kaybettiyse bu kesim de  Türkiye’de güvenilirliğini kaybetmek üzeredir.
 
Sonuç olarak ‘’Arap Baharı’’ perde arkasında ağırlıklı olarak İslami kesimin liderliğinde yürümektedir.Bu durumun ortaya çıkması ile birlikte Mısır,Tunus ve Libya da gerçekleşen iktidar değişikliklerine batılı güçler ve uşakları karşı çıkıyor.Hala bu ülkelerde İslami yönetimlere karşı direnç devam ediyor.Bu direnç bile bu devrimlerin haklılığını gösteriyor.  Vesselam
  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner57