Bir belde’de Allahın sevgili bir kulu yaşarmış.
   Allahın sevgili kulu olan Şeyh’in yanında sadece bir tek müridi bulunurmuş. Şeyh vakit namazlarını camide müridi ve birkaç cemaat ile kılarmış.
    Müridi, sağda solda şeyhini anlatıp dururmuş. Ama kimse onun bu söylediklerine itibar etmezmiş. Derken şeyh yolda bir gün yürürken iki küçük çocuğun kavgasına tanık olmuş.
    Çocuğun birisinin elinde bir kuşun gövdesi, diğer çocuğun elinde ise kuşun başı varmış. Şeyh iki çocuğu ayırmış ve onlara nasihatta bulunduktan sonra her ikisinin elinden kuşun başı ve gövdesini almış. Daha sonra ‘bismillah’ deyip tükürüğü ile kuşu başı ve gövdesini sıvazlamış. Kuş birden canlanıp uçup gitmiş.
     Buna şahit olan çocuklar ilk olarak gördüklerini anne ve babalarına anlatmış. Anne ve babaları komşularına, onlar bir başkalarına derken Şeyhin ismi beldeden beldeye ulaşmış. Cuma namazları ile birlikte vakit namazlarında bile cami dolup taşmaya başlamış.
     Mürit artık şeyhi ile baş başa kalıp konuşamaz hale gelmiş. Çünkü gelenler ile ilgilenmekten ayakta duracak dermanı kalmamış.
     Derken bir gün mürit şeyhi ile karşılaşmış ve ona ‘Şeyhim. Artık seninle eskiden olduğu gibi sohbet edemez, görüşemez, ders çalışamaz oldum. Hiç de iyi bir hal değil. Bu iş iş değil’ der. Şeyh ise müridine dönerek, ‘sabır et. Sonu hayır olur inşallah’ demiş.
      Şeyh bir gün kesilmiş bir koyunun iç bağırsaklarını almış. Temizlemiş ve kurutmuş. Sonra içine hava doldurmuş ve koltuğunun altına katlayarak gizlemiş.
      Cemaatin içinden gidip gelirken de koltuğunun altındaki bağırsakları kolları ile sıkıştırmaya başlamış. Bundan dolayı ‘pırt!, pırttt!’ diye sesler çıkartmaya başlamış. Bağırsağın koku ve sesi bir arada hisseden cemaat birbirine dönerek, ‘Bu nasıl şeyh. Kendi gazını bile tutamıyor. İyice yaşlandı. Artık bundan bize hayır gelmez’ diyerek bir bir cemaatten kopmuşlar.
      Ve nihayetinde Şeyh, müridi ve bir iki samimi cemaat bir arada kalmışlar. Müridin bu işten haberi olmadığı için şeyhine dönerek, ‘Şeyhin. Sabırlı ol. Allah büyüktür dedin. Bu nasıl oldu?’ diye sormuş. Şeyhte müridine dönerek, ‘Bunda şaşılacak bir şey yok. Bir tükürük ile geldik, bir ses ile de gittik’ demiş…
       Hayat gerçekten de böyle…
       Öyle geçmişten günümüze bir bakalım.
       Daha düne kadar bu bürokrasi, iş adamları, patronlar, kodamanlar, beyefendiler, hanımefendiler ve daha niceleri kime karşı iki büklüm olup, karşılarında el pençe duruyorlardı. Şimdi kime karşı bu itaatlığı sergiliyorlar…
       Her şey yalan.
       Yalan olmayan  tek şey ÖLÜM….
       Tükürük ile gelenlerin bir ses ile gittikleri gerçeğinden, hissesinden yola çıkarak hepimizin ders alması temennisi ile…
 
       Şen ve mutlu kalınız.  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner57

banner54