Muhterem Kardeşlerim…
Zenginlerin (en az 96 gr altını olan zengin sayılır) mallarının 40’ta 1’ini zekât olarak fakirlere vermesi, dinimiz İslam’ın şartlarındandır.
Zekât, dinî bir terim olarak, belirli bir malın bir kısmının Allâh rızası için muayyen kişilere verilmesi demektir.
Malî ibadetlerden biri olan zekât, İslâm'ın 5 temel esasından olup, hicretin ikinci yılında Medine’de farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin...” (Bakara, 2/43, 110; Hac, 22/78; Nur, 24/56; Mücadele, 58/13; Müzzemmil, 73/20) ; “Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, arıtıp yücelteceğin bir sadaka al ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah işitendir, bilendir.” (Tevbe, 9/103) buyrulmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de, çok yerde namazla zekât beraber bildiriliyor. “Namazı kılın, zekâtı verin” buyuruluyor. Zekât vermeyene, Allah lanet eder. Kıtlıklara maruz kalır, temiz malını kirletmiş olur, o mal telef olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki;
“En faziletli ibadet namaz, sonra zekâttır.” [Taberani]
“Hastayı sadakayla, malı zekâtla koruyun!” [Deylemi]
“Allahü Teâlâ, malınızın temizlenip güzelleşmesi için zekâtı farz kıldı.” [Hakim]
“Zekât vermeyenin namazı kabul olmaz.” [Taberani] “Zekât vermemek haram olduğu için, böyle günahkârın kıldığı namaz, sahih olup borcu ödenirse de, namazdan hâsıl olacak sevaba kavuşamaz.“
“Zekât vermeyen, temiz malını kirletmiş olur.” [Taberani]
“Zekât vermeyen kimse, kıyamette ateştedir.” [Taberani]
“Zenginlerin zekâtı fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü Teâlâ fakirlerin rızkını başka yollardan verirdi. Aç kalan fakir varsa, zenginlerin zulmü yüzündendir.” [El-Askeri]
“Eli ayağı tutup da çalışabilenlerin zekât istemesi haramdır. İstemediği halde kendisine zekât verilirse, alması günah olmaz. Zekât, nisaba malik olmayıp çalışamayacak kadar hasta, sakat olanlara ve çalışıp da güç geçinenlere verilir. Allahü Teâlâ böyle fakirleri milletin içinde kırkta bir oranında yaratmıştır.“
“Zekât vermeyen bir toplum, rahmetten, iyilikten mahrum kalır. Hayvanlar da olmasa, hiç rahmet görmezlerdi.” [Taberani]
“Zekâtı verilmeyen mallar, karada, denizde telef olur.” [Taberani]
“Zekâtını veren o malın şerrinden korunmuş olur.” [Beyheki]
Resulullah efendimiz, “Zekâtı verilmeyen mallar, ejderha olup sahibinin boynuna sarılır“ buyurup şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu;
“Hak Teâlâ’nın ihsan ettiği malın zekâtını vermeyenler, iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını zannediyorlar. Hâlbuki kendilerine kötülük etmiş oluyorlar. O mallar Cehennemde azap aleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp baştan ayağa kadar onları sokacaktır.” [Âl-i İmran 180]
Bu acı azaplardan kurtulmak için, malların zekâtını, tarla mahsullerinin, sebze ve meyvenin uşrunu vermek şarttır. Zekât kırkta bir, uşur onda bir verilir. Kur’an-ı Kerim’de, “Malı, parayı biriktirip zekâtını vermeyene çok acı azabı müjdele. Zekâtı verilmeyen mal, para, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahibinin alnına, böğrüne, sırtına mühür gibi basılacaktır” buyuruldu. (Tevbe 34, 35)
Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslüman’ın da zekât vermesi gerekir.
Zekât vermemek ve borcunu ödememek haramdır. Din kitaplarında, “Haram işleyenin, haram yiyenin duası kabul olmaz” ve “Farz borcu olanın nafileleri kabul olmaz” buyuruluyor. Zekât vermeyen zengin, binlerce fakirin hakkını gasbetmiş olduğu için ve Allahü Teâlâ’nın emrini yapmadığı için, bunun hiçbir hayratı, hasenatı kabul olmuyor. İmkânı varken borcunu ödemeyen de, böyle haklar altında kalmaktadır.
Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalıdır. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek, mekruh olarak caizdir. 10 gr altın kadar borcu varsa, 100 gr altını alması mekruh olmaz. Altınla gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyasıdır. Nisap miktarıysa zekâtı verilir.
Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır; fakat istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Zekâtı muhtaçlara vermelidir.
Tevbe suresi 34. âyetinde, “Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda infak etmeyene çok acı bir azap vardır” deniyor.
Peygamber efendimiz, Kur’an-ı Kerim’i açıklamıştır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
“Zekâtı verilen mal, kenz değildir.” [Ebu Davud, Hâkim, Hatib] “Kenz, biriktirip saklanan, faydalanılmayan mal, define demektir.”
Müslüman’ın malında, zekâttan başka, kimsenin hiçbir hakkı yoktur. Resulullah efendimiz, “Malda zekâttan başka hak yoktur” buyurdu. (Ahkâm-üs-sultaniyye)
“Zenginlerin zekâtı fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü Teâlâ onlara ayrıca nafaka verirdi. Aç kalan fakir varsa, zenginlerin zulmü yüzündendir.” [El-Askeri]
 
Zekât nisabı
Hanefi’de zekât nisabı 96 gr, diğer üç mezhepte 69 gramdır.
Hanefi’de çocuğun ve delinin malından zekât verilmez. Diğer üç mezhepte verilir.
Şafii’de zekâtı en az üç sınıfa vermek gerekir, diğer üç mezhepte, yalnız bir sınıfa bir fakire vermek kâfidir.
Zekât farz olur olmaz, Hanefi ve Hanbeli’de hemen vermek lazım değildir. Şafii ve Maliki’de, zekât farz olunca, hemen ayırıp vermek farzdır.
Zekât vermemek için sene dolmadan malını birisine hediye eden veya satan, hile yaptığı için günahkâr olursa da, Hanefi ve Şafii’de zekâttan düşer, Maliki ve Hanbeli’de zekattan düşmez.
Fakirdeki alacağı zekâta saymak Maliki’de caiz, diğer üç mezhepte caiz değildir.
Şafii ve Hanbeli’de gücü kuvveti yerinde olup çalışabilen fakire, zekat vermek caiz değil, Hanefi ve Maliki’de caizdir.
Maliki ’de sene dolmadan zekât verilmez, diğer üç mezhepte vermek caizdir.
Zekâtı başka şehre göndermek Hanefi’de mekruh, diğer üç mezhepte hiç caiz değildir. Eğer gönderdiği şehirde daha uygun kimseler varsa, zekâtı başka şehre göndermek mekruh olmaz.
Hanefi’de sebzelerin uşru verilir, diğer üç mezhepte verilmez. Hanefi’de meyvelerin uşrunu tartmadan vermek caiz değildir, diğer üç mezhepte ise, tahmini olarak hesaplayıp vermek caizdir. Balın uşru Şafii ve Maliki’de verilmez, Hanefi ve Hanbeli’de verilir.
Hanefi’de kadının ziyneti zekâta tâbidir. Diğer üç mezhepte tâbi değildir.
Altın ve gümüşten başka madenlerin zekâtı Maliki ve Şafii’de verilmez, Hanefi ve Hanbeli’de her madenin zekatı verilir. Hatta Hanbeli’de, sürme taşı gibi yerden çıkan şeylerin zekatı verilir.
Hanefi ve Hanbeli’de maden zekâtı % 20, Şafii ve Maliki’de % 2.5’tur.
Maliki’de dedeye ve toruna zekât vermek caiz, diğer üç mezhepte caiz değildir.
İmam-ı a’zama göre ve Hanbeli’de kadın zekatını kocasına veremez, Şafii’de ve İmameyne göre verir. Maliki’de ise koca, aldığı zekâtı hanımının nafakasına harcamazsa caizdir.
Kâr amacıyla alınıp satılan mallara “ticaret malları” denir. 80.18 gr. altın değerinde ticaret malına sahip olan kişinin, bu malın elde edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesi halinde, kırkta bir (%2,5) oranında zekâtını vermesi gerekir. Zekât, ileride elde edilmesi muhtemel kârdan değil, mevcut sermayeden ödenmesi gereken mali bir ibadettir. Bu itibarla, ticaret malının zekâtı verilirken, kârsız olarak zekâtının verildiği tarihteki değeri esas alınmalıdır.
 
Zekâtla ilgili meseleler
1- Ticaret malının zekâtı, ticareti yapılan maldan veya değeri altın olarak verilir.
2- Paranın zekâtını kolayca hesap edip vermek için kırkta biri bulunur. Bu kadar liraya ne kadar altın alınıyorsa, o kadar zekât vermek gerekir.
3- Zekât zamanı hac zamanından önce olan, vakti gelince, zekâtını verir. Kalan parayla hacca gider. Zekât zamanı hac zamanından sonra, mesela Muharremde olan, önce hacca gider. Zekât zamanı gelince, hacdan artan paranın zekâtını verir.
4- Zekât verme günü gelip de, zekâtını vermeyen, daha sonra fakirleşip, elinde hiç parası kalmayan kimse, malı kendi telef ederse, zekât borcu affolmaz. Para kendiliğinden telef olursa zekât affolur. Yani malı, kendi harcar veya telef ederse, zekât affolmaz. Mesela borsada parasını yok ederse veya araba, buzdolabı gibi şeyler alarak parasının hepsini harcarsa zekât affolmaz, zekâtını ödemesi gerekir. Malı çalınırsa, kaybolursa, yanıp yok olursa yahut ödünç veya âriyet verip geri alamazsa, o zaman zekât vermek gerekmez.
5- Ödünç bir altın isteyen fakire, zekâta niyet edip verilse, sonra da ona hediye edilse zekât sahih olur.
6- Zekâtı dine uygun verebilmek için, bir fakirle devir yapılırken, fakire, “Bu parayı bana geri vereceksin, unutma” diye tembih etmek caiz değildir. Öyle anlaşmalı devir olmaz. Devir yaparken, altını verdiğimiz fakir, paranın kendisinin olduğunu kesin olarak bilmeli. Zekâtı dinin emrine uydurmak için bunun yapıldığını, altını kendi rızasıyla geri hediye ettiğini iyi bilmelidir. “Geri bana hediye edeceksin” denirse, yani verileni geri vermeye mecbur bırakılırsa, devir sahih olmaz.
7- Nisaba ulaşmayan [96 gram altını veya bu kadar zekât malı olmayan] erkek, devir ve iskata oturabilir. Taksitli borçlar zekâtta dikkate alınır, fakat iskatta bunun mahzuru olmaz.
8- Dinimizde zekâtı verilmiş mal, kenz [istif edilmiş, stok edilmiş mal] değildir, gayrimeşru mal değildir. Bu malı, kimsenin zorla almaya hakkı yoktur. Zekâtını veren, malın hakkını ödemiş olur. Kimse bu malı alamaz. Bir kimsenin mülkü, ondan izinsiz kullanılamaz. (Dürr-ül-muhtar)
9- Zekât veya sadaka-i fıtr verirken vekil olanın mutlaka sahibinin ismini söylemesi gerekmez. Kendi adına, bu benim zekâtım dese veya hediyem dese caiz olur, çünkü vekil asıl gibidir.
10- Terzilik yapan, diktiği gömleğin ücretini fakirden almayıp, zekâta dâhil edebilir. Altın olarak vermesi daha iyidir. Kalaycılık yapan, kalayladığı kapların ücretini fakirden almayıp zekâtına sayabilir. Diş doktoru, yaptığı dişlerin ücretini fakirden almayıp, zekâtına mahsup edebilir.
Allahü Teâlâ cümlemizi Namazını kılan, Zekâtını veren kullarından eylesin. (Amin)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
cebrail aydın 7 yıl önce

hocam allah razı olsun,bu mübarek günde bizi bilgilendirdiğiniz için.şimdiden mübarek razaman bayramınızı en içten dileklerimle kutluyorum.

banner57

banner54