Arapçada güzel bir söz vardır. el küfru yedum Ez zulmü la yedum  yani: zülüm devam etmez, küfür devam eder.Bu söz zalimleri bekleyen sonu çok veciz bir şekilde açıklar.
Tarih birçok zalim hükümdarın elim akıbetlerini çok güzel bir şekilde anlatır.Bu elim sonlar boşuna olmamıştır.
     Yakın tarihte yaşadığımız Arap Baharı ile daha net bir şekilde ortaya çıktı.Yıllarca ülkelerini demir yumruklarla yöneten zamane firavunları olan Mübarek,Bin Ali ve Kaddafi gibilerin iktidarlarını nasıl kaybettiklerini gördük.
      Şimdi belki birileri Kaddafiye haksızlık yapıldı diyebilir.Doğrudur belki görünürde haksızlık gibi görünen Kaddafi’nin sonu trajik bir son oldu.Ancak bu sonu kendisi hazırlamış oldu.Yıllarca halkına yaptığı zulüm bir kenara son zamanlarında halkın isteklerini göz ardı etmiş ve özgürlük isteyen insanları çöl farelerine  benzetmiştir.İşin ilginç tarafı kendisi bir çöl faresi gibi bir kanalizasyon borusunda yakalanmıştır.
     Kendisini örnek bir Müslüman ve zulme uğrayan Müslümanların hamisi gösteren Kaddafi ülkesindeki hiçbir İslami cemiyet veya derneğin açılmasına izin vermemiştir.Ütopik fikirlerini içeren yeşil devrimi anlattığı Yeşil kitaba göre ülkeyi yönetmiştir.Hatta bir zaman o kadar ileri gitmiş ki Ramazan orucunun  her zaman şubat ayında tutulması gerektiğine dair saçma sapan fikirler ortaya atmıştır.
     Zamanın diğer bir firavunu da  Beşşar Esad’tir .Aylardır devam eden gösterilere çok kanlı bir şekilde bastırmaya çalışmaktadır.Yıllardır Esad ailesi  Suriye’yi çok  baskıcı bir şekilde yönetmektedir.Özellikle Sovyetler Birliği yıkılmadan önce babası Hafız Esed Sovyetlerin Orta doğudaki en önemli müttefikiydi.Sovyetlerden sonra kendisine en yakın ve güvenilir müttefik olarak devrimden sonra  Şia mezhebini yaymayı siyasi bir misyon olarak gören İran’ı buldu ve İran la daha çok yakınlaştı.O kadar ki İran’ın bir nevi Lübnan’daki kolu olan Hizbullah’ı hem destekledi hem de Lübnan’daki diğer siyasi ve etnik gruplara karşı korudu.Suriye’nin bu desteği ile hem İran hem de Hizbullah Orta doğuda önemli aktörler oldu.
     Oğul Beşşar Esad babasından geri kalmadı.Zor durumda olduğunu anlayınca babasının döneminde ilişkileri kötü olan Türkiye ile çok iyi ilişkiler kurdu.O kadar ki vizelerin kaldırılmasına kadar iyi ilişkiler kurdu.
         ABD’nin tehditleri karşısında  ABD’ye karşı Rusya ve Çine yaklaştı.Bu iki büyük devlet ile stratejik anlaşmalar yaptı.Özellikle Rusya’dan yüklü miktarda silah satın aldı.Rusya yı silah alımında Çin izledi.Hatta Rusya ya  Suriye’nin önemli sahil kentlerinden Tartus şehrinde bir  askeri üs açtı.Böylece Rusya ile ilişkileri askeri alana da taşımış oldu.
       Suriye de Esad rejiminin kolay yıkılmamasını birazda bu nedenlere bağlayabiliriz.Yani Suriyede mücadele yalnız halk ve Esad arasında olmamaktadır.Mücadele dünyada ve Orta doğuda söz  sahibi olmak isteyen büyük devletler arasında yaşanmaktadır.
      ABD ve İsrail  görünüşte Suriye rejiminin yıkılmasını ister gözükse de   aslında İsrailin güvenliği açısından Esad yönetiminden daha güvenilir kimseleri bulamamaktadır.Bu rejimden sonra gelecek yönetimin İhvanı Müslimin olduğunu bildiği için ağır davranmaktadır.Bundan dolayı bu yönetime sözlü tehditlerden başka herhangi bir yaptırımı olmamıştır.O kadar ki aylar önce ülkesine çağırdığı Şam Büyük elçisini tekrar Şam’a geri göndermiştir.
       Rusya ya göre ise Suriye gibi bir müttefiki kaybetmek Orta doğudaki çıkarlarının büyük zarar görmesi demektir.Rusya için bir diğer korku da Türkiye’nin Arap Baharından Ortadoğuda artan etkinliği Suriyeyi de içine alırsa bu baharın Orta Asya Baharı’na dönüşme korkusudur.Orta asyadaki ülkelerin Arap baharını örnek almaları Rusyanın önünde çok büyük bir  korku olarak durmaktadır.Bütün bu nedenlerden dolayı sınırsız desteğini devam ettirmektedir.
     İran açısından Suriye yi düşünürsek.İran Şii hilali dediğimiz İran,Irak,Suriye ve Lübnan da Hizbullahı içine alan Stratejik alanı kaybetme korkusu Esad rejiminin her türlü zulümlerine destek vermesini sağlamıştır.Hatta Suriyeli muhaliflere göre rejimin askerleriyle birlikte İran devrim muhafızları,Hizbullahın silahlı milisleri ve Mukteda Sadrın adamları sivil halka karşı savaşmaktadır.Bu yaklaşım Suriye de yaşayan Sünni vatandaşların ve askerlerin muhaliflerin yanında yer almasına ve ülkeyi mezhep çatışmasına sürüklemiştir.
       Olayı Türkiye açısından düşünürsek Türkiye başta bekle gör politikası uygulamıştır.Olayların şiddetlenmesi ile birlikte Esada hep tavsiyelerde bulunmuş.Bu tavsiyelerden bir sonuç çıkmayınca tavrını sertleştirmiş ve işi rejime karşı ambargoya kadar götürmüş ve Suriye halkının yanında tavır koymuştur.Türkiye’nin  bu tavrı menfaatler üzerine siyasetini bina etmediğini insani değerler üzerine siyasetini bina ettiğini çok net bir şekilde göstermiştir.Eğer Türkiye menfaat üzerine siyasetini bina etmiş olsaydı.Suriye yönetimiyle milyar dolarları bulan projeleri bir kenara bırakıp hiçbir maddi getirisi olmayan halkın yanında yer almayı tercih etmezdi.
        Bütün zalimlerin  akıbeti gibi Esad’ın akıbeti de ibretli olacak.Şimdiye kadar güvendiği devletler ve insanlar kısa zaman sonra menfaatlerinin zarar görmesi ile kendisini yalnız bırakacaklardır.Atalarımız boşuna dememiş” Ağaca dayanma kurur, Duvara dayanma yıkılır, İnsana dayanma ölür, Dayanırsan hakka dayan O bakidir.”Esad’ta hakka dayanmadığı için zulmü baki kalmaz .Vesselam
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner57

banner54